Archive for the ‘bitki’ Category

Organik gıdalar daha mı besleyici?

Çarşamba, Eylül 9th, 2009
organik elma

organik elma

Pek çoğumuz organik ürünlerin daha besleyici, daha lezzetli ve daha sağlık olduğunu düşünüyor olabiliriz. Peki araştırmalar bu konuda ne diyor?

Bilimsel araştırmalar organik yöntemlerle üretilen gıdaların konvansiyonel yöntemlerle üretilenlere göre daha besleyici olduğu yönünde somut bulgular sunamıyor. Öte yandan organik ürünlerin insan sağlığına daha faydalı olduğu konusunda da çoğunluk araştırmalar somut kanıtlar ileri süremezken bazı çalışmalarda geleneksel olarak yetiştirilen ürünler ile karşılaştırıldığında, organik meyve ve sebzelerin yüksek besin düzeyleri olduğu yönünde sonuçlar elde edilmiş. Tat konusunda ise araştırmalar daha pozitif. 2001 yılında yapılan bir çalışmada kontrolörler gözleri bağlı olarak organik yöntemle üretilen ve geleneksel yöntemle üretilen elmaları tadıyorlar. Sonuç; organik elmalar kazanıyor. Antioksidanlar bakımından ise organik ürünler açık ara önde. 2007 tarihli çalışmalara göre organik sebzeler %40, organik süt %60 daha fazla antioksidan içeriğe sahip.

Geçen sene hiç bir yabancı kimyasal madde sokmamaya çalıştığımız bahçemizdeki elma ağacının ilk elmalarını yedik. Uzun yıllardan beri böyle lezzetli sert ve sulu elma yememiştim. Bu sene de elmaların olgunlaşmasını dört gözle bekliyorum.

Benim oyum organikten yana ya sizinki…

Sarımsaklasak da mı saklasak? Sarmısaklamasak da mı saklasak?

Cuma, Eylül 4th, 2009
Sarmısak from wikimedia

Sarmısak from wikimedia

Bu tekerlemede ne sırlar gizli, binlerce yılın tecrübesi kelimelerle formüle edilmiş. Sarımsak eski çağlardan beri bilinen ve kullanılan bir ilaçtır. Orta çağda özellikle salgın hastalıklar (kolera, veba gibi) ile mücadelede kullanılmıştır. Antiseptik, idrar artırıcı, safra salgılarını artırıcı, solucan düşürücü (özellikle askarit ve oksiyürlere karşı), iştah açıcı, tansiyon (kan basıncı) ve kolesterol düşürücü, kanı sulandırıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkilere sahiptir.

Antiseptik (mikrop öldürücü) etki taşıdığı allicin’den ileri gelmektedir. Antiseptik ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi; tarihçi Herodot’a göre eski Mısırlılar tarafından da bilinmekteydi. Çünkü Mısırlılar piramitlerin yapımında çalıştırdıkları işçilere her öğün sarımsak, soğan ve turp yediriyorlardı. II. Dünya savaşı sırasında, yaralandıkları zaman yaralarının mikrop kapmasını önlemek için, ezerek yaranın üzerine konmak üzere Rus askerlerine sarımsak verilmiştir.

Kurt veya solucan düşürücü olarak, kabuğu soyulmuş olan bir sarımsak dişi bir ekmek kabuğu parçasına kuvvetle sürülür ve çıkan esansı emmiş olan ekmek parçası yenilir.

Aynı amaç için sarımsak şurubu da kullanılmaktadır. 100 gr parçalanmış sarımsak, 200 gr su ve 200 gr şeker ile 1 gün bekletildikten sonra iyice karıştırılıp süzülür. Elde edilen şuruptan günde 2-3 yemek kaşığı içilir.

Haricen yara iyi edici olarak, taze sarımsak lapa halinde yara üzerine konur. Aynı amaç için sarımsak usaresi de kullanılabilir. Usare hazırlamak için bir miktar sarımsak havanda ezilir, sıkılarak alınan usarenin 1 gr miktarı 10 gr su ile sulandırılır ve bu karışımın içine, usarenin bozulmasını önlemek için, 10 damla kadar etil alkol konur. Bu usare haricen bilhassa (saçkıran vs.) tedavisinde saçlı deri kısmına sürülür. Tansiyon düşürücü olarak 10 gr sarımsak başı ezilir, üzerine 10 gr etil alkol konur, karışım 1 gün bekletildikten sonra ince bir bez veya süzgeçle süzülür. Elde edilen özsudan günde 3 defa 15-30 damla alınır.

Sarımsağın, mide ve bağırsakları güçlendirici, mikropları ve virüsleri yok edici etkisi oldukça önemlidir. Öncelikle bacak, göz arkası ve beyin damarları olmak üzere, tüm damarları genişleterek, daha iyi beslenmelerini ve böylece, hızlı yaşlanmamalarını sağlar. Aynı zamanda yüksek kan basıncını (hiper tansiyon) başarıyla düşürebilir, kolesterol düzeyini normalleştirir ve damar iltihabı (tromboz-tromboflebit ) oluşumunu önler. Sarımsak, organizmayı ve bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara karşı korur.

Sarımsakla yapılan kürler ile saçlara bakım yapıldığında, saçlardaki olumlu değişim çok kısa sürede gözlemlenebilir.1 yumurta sarısı,2 çorba kaşığı zeytin yağı ve 2 diş ezilmiş sarımsak bu kürlerden bir örnek.

Sarımsak Sütü: 2-3 diş sarımsak ezilir veya ince kıyılır, 1 su bardağı soğuk süte eklenir ve hafif ısıda kaynama derecesine kadar ısıtılır, üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. İhtiyaç duyulduğunda 1 bardak taze demlenmiş sarımsak sütü soğutulmadan içilir.

Bütün bu yararların yanında “sarımsaklı yoğurdu taşa döksen yenir” atasözünden anlaşılacağı üzere eşsiz bir lezzet ve rayiha vericidir. Biricik kusuru ise ağız kokusu yapması!

Vampirlerden neden sarımsakla korunulduğunu bütün bu bilgilerden sonra anlıyoruz. Bol sarımsaklı günler.

Yararlanılan kaynak:www.bitkisel-tedavi.com

Zeytin Yağı ve Sağlık

Perşembe, Eylül 3rd, 2009
zeytin yağı ve ekmek

zeytin yağı ve ekmek

Zeytin yağı 5000 yıldan fazladır insanoğlunun yararlandığı besinler arasında. Binlerce yıllık tecrübeye ek olarak son yıllarda gerçekleştirilen modern araştırmalar da zeytin yağını soframızın baş tacı etmemizi öğütlüyor. Son zamanlarda zeytin yağı Akdeniz insanlarının güzellik ve sağlık sırrı olarak tüm dünyada gittikçe artan haklı bir üne kavuşuyor.

Zeytin yağı herhangi bir arıtma işlemine ihtiyaç duyulmaksızın tamamen meyveden gelen saflığı ile tüketilebildiği için tüm diğer bitki kökenli yağlar arasında eşsiz bir yere sahip. Yani zeytin yağı içeriğindeki vitaminleri, temel yağ asitlerini ve besin değerini doğadaki saflığı ile koruyabiliyor. Farklı farklı yöntemlerle elde edilebilen zeytin yağları arasında sağlık açısından en makbulü gerçek sızma olanı. Hakiki sızma zeytin yağı zeytinin tüm besin değerini koruduğu için sağlığımız için son derece faydalı ve serbest radikal oksidasyonunun zararlarına karşı güçlü bir antioksidan.

Ayrıca son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalar zeytin yağının, kolesterolü azaltığı, tansiyonu düşürdüğü, trombosit birikimini engellediği ve göğüs kanseri riskini azalttığını gösteriyor.

Tüm bunlara ek olarak sadece içine biraz pul biber bir kaç damla limon -ben nar ekşisini tercih ederim- eklediğinizde bir kaç dilim ekmek eşliğinde size enfes bir ziyafet sunabilecek bir başka yağ türü olmadığını da ekleyebiliriz.

Canınız çektiyse durmayın gidin gönül rahatlığı ve afiyetle yiyin.

Kuşkonmaz yada diğer adıyla Asparagus

Pazartesi, Ağustos 31st, 2009
Kuşkonmaz

Kuşkonmaz

Kuşkonmaz ismini, çok sonraları duydum. Bu bitkiyi gördüğümde, çocukluğumda dağlardan toplayıp yediğimiz, yöresel adıyla tilkimen olarak adlandırdığımız,bir bitki geldi.Kuşkonmaz, bu bitkinin tombul bir kopyası gibiydi.Yumurta ile beraber tükettiğimiz bu bitki, oldukça lezzetli.Çayırova taraflarında, kimse bilmediği için metrekarede 4-5 filiz topladığımı hatırlıyorum,bir bağı toplamam yaklaşık 10 dakikamı almıştı,oysa ki bizim oralarda bir bağ toplamak için 3 saatlik bir mesaiyi gözden çıkarmanız lazım .

Neyse gelelim kuşkonmaza; bu bitki ile ilgili yazmamı, çok sevdiğim bir arkadaşımın hanımı rica etti.Bayanlar çok ilgi göstermişler bu konuya, değin istersen dedi.

Kuşkonmaz A, B1, B2 ve C vitaminlerinin yanı sıra protein, şeker, yağ ve çeşitli mineralleri de içeren zengin bir üründür. Çorbası yapılır ya da garnitür ve salata olarak yenir. Ben yumurta ile de kavurun derim.

Süs kuşkonmazları içinde en yaygınlarından biri olan tül kuşkonmazı tüy gibi incecik, hoş görünümlü yaprakları için yetiştirilen bir saksı bitkisidir. Bitkinin yaprakları çiçekçilikte buket hazırlamakta da kullanılır

Eskiçağlarda kendi doğal ortamından alınıp taze sürgünleri için yetiştirilmeye başlanan bu sebze, Eski Yunan ve Romalılar’dan beri çok sevilen değerli bir besin kaynağı olmuş. Bugün en çok Fransa, İtalya, Çin ve ABD’de yetiştirilen kuşkonmazın Türkiye’de de taze üretimi gitgide artmaktadır. Istanbul’un Silivri ilçesinde kuşkonmaz bağları bulunmaktadır. Genel bir inanış olarak, kuşkonmazın cinsel olarak uyarıcı yani afrodizyak bir besin olduğu düşünülür. Kuşkonmaz tüketimi, bazı insanlarda idrar kokusuna sebep olur. Bu koku sadece bu kokuya duyarlı kişiler tarafından hissedilebilir. Kuşkonmazın beyaz, yeşil ve mor tipte üretimi vardır.Beyaz üretiminin üzerine toprak atılarak bitkinin güneş görmesinin önlenerek gerçekleştirildiğini hatırlıyorum.

Kumlu ve gevşek topraklarda yetişen Kuşkonmaz besince zengin,Haziran-Temmuz ayları arasında yeşilimsi sarı renkli çiçekler açan, 50-170 cm boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Sulak, kumlu ve killi, kuvvetli topraklarda, ormanlık yerlerde yetişir. Gövdeleri dik, yeşil düzgün yüzlü ve yaygın dallıdır. Dallar dalcıklara ayrılmış olup, ince, yeşil renkli, 3-6 tanesi bir aradadır. Yapraklar küçük ve zarımsıdır. Çiçekler teker teker veya çift olarak yaprakların koltuğunda bulunur. Erkek çiçekler 6 parçalı ve parçalar çan şeklinde birleşmişlerdir. Meyveleri kırmızı veya siyah renklidir. Kuşkonmaz tohum veya pençeden üretilir. İlkbaharda ekilir. Tohum ekiminden ilk hasada kadar geçen süre dört yıldır. Bir kuşkonmaz bahçesinden 20 yıl verim alınabilir.

Eğer bir kuşkonmaz bitkisi hasat edilmeyip doğal haline bırakılacak olursa 170 santimetreye kadar boylanır. Dalları kaplayan ince, iğnemsi yaprakların ardından küçük, sarımsı çiçekler açar; çiçekler daha sonra kırmızı etli meyvelere döner.

Haydi koşup bir bağ ya da bir kavanoz kuşkonmaz alın ve tanımadığınız bu lezzet ile tanışın.

Genetiği Değiştirilmiş Tarım Ürünleri İnsanlığın Kurtuluşu mu, Felaketi mi?

Pazar, Ağustos 30th, 2009
transjenik ürünler

transjenik ürünler

Genetiği değiştirilmiş tarım ürünleri ne anlama geliyor?

Bir canlı türüne başka bir canlıdan gen alıp aktarılarak bu canlıya kendi doğasında bulunmayan bambaşka bir karakter yada özellik kazandırılması yoluyla elde edilen canlı organizmalara “ Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” veya Türkçe kısaltma karşılığı GDO adı veriliyor.

Dolayısıyla doğada doğal olarak sahip oldukları kalıtımsal özellikleri -genleri- ile yapay yollardan oynanmış tarımsal değeri olan bitki ve hayvanlar için genetiği değiştirilmiş tarım ürünleri deniyor. Bu gen transferlerinde genellikle daha fazla ve daha kaliteli ürün veren, zararlılara ve hastalıklara karşı daha dayanıklı türler elde etmek amaçlanıyor.

Gen aktarımı bazen birbirine benzer türler arasında olabildiği gibi bazen birbiriyle hiç ilgisi olmayan türler arasında da gerçekleştiriliyor. Hatta gen naklinin yapıldığı hücrelerden biri bitki, diğeri bir insan veya hayvan hücresi ya da bir mikroorganizma da olabiliyor. Yani bir böceğin, bir balığın genleri bir bitki ya da mikroorganizmaya aktarılabiliyor. Bu yolla doğada daha önce bulunmayan yeni canlı türleri dahi oluşturulabiliyor.

Biraz ürkütücü değil mi?

Gittikçe artan açlık tehlikesi ile karşı karşıya olan insanlık için bu bir kurtuluş mu yoksa her bilimsel gelişmenin kötü niyetli insanlar elinde oldukça tehlikeli olacağı düşünülürse bir felaket mi bilmiyorum. Tarih boyunca tüm devrimsel çalışmalarda olduğu gibi bu alandaki değişimin de geri döndürülemez noktada olduğunu düşünüyorum.

Kısaca iyi yada kötü su yolunda akar. Sele kapılan olmamak suya yön veren olmak istiyorsak ülke olarak bu konuda dikkatli hazırlanmış stratejimizin olmasında fayda olduğunu düşünüyorum.

Siz ne dersiniz?


ana sayfa | hayvan | bitki | toprak | uzmana sor | hakkımızda | site haritası

hayvan-bitki-toprak is proudly powered by WordPress
Entries (RSS) and Comments (RSS).